İçeriğe geç

Acem Kızı türk müdür ?

Acem Kızı Türk Müdür? Bir Türkünün İçinde Kaybolduğum Gece

Kayseri’de yaşamanın garip bir tarafı var. İnsan burada hem kalabalığın içinde yaşıyor hem de kendini bazen bomboş hissediyor. Özellikle akşamları… Şehir soğuyunca sokak lambalarının altında yürüyen insanlar daha sessiz oluyor. Herkes bir yere yetişiyor gibi ama kimsenin gerçekten yetişebildiği bir yer yok sanki.

Ben böyle zamanlarda müzik dinliyorum. Özellikle eski türküler. Çünkü bazı şarkılar insanın içine oturuyor. Geçmiyorlar ama insanı anlıyorlar.

Geçen kıştı. Aralık ayının ortaları… Kar henüz yağmamıştı ama hava keskin bir ayaz taşıyordu. İşten çıkmıştım. Cumhuriyet Meydanı’ndan yürüyerek eve dönmeye karar verdim. Kulaklığım kulağımdaydı. Telefon rastgele çalma listesindeydi. Sonra bir anda o türkü başladı.

“Acem Kızı…”

Durup kaldım.

Bazen bir şarkı sizi yıllar öncesine götürür ya… Aynen öyle oldu. O gece ilk kez kendime gerçekten şu soruyu sordum:

“Acem Kızı Türk müdür?”

Aslında mesele sadece bir türkünün hikâyesi değildi. Ben o gece biraz kendimi düşündüm. Bir yere ait olmayı düşündüm. İnsanların birbirine neden hep köken sorduğunu düşündüm.

Dedemin Eski Radyosu ve Çocukluğum

Sevgili Medigate ziyaretçileri, bugün “Acem Kızı türk müdür” konusunda bilinmesi gerekenleri ele alıyoruz.

Ben türkülerle büyüdüm. Dedem sabahları eski radyosunu açardı. Ev mis gibi çay kokardı. Pencereler buğulanırdı. Ben de yerde oturup sessizce onu izlerdim.

Dedemin en sevdiği türkülerden biri Acem Kızı’ydı.

Türkü başladığında gözleri değişirdi. Sanki yıllardır sakladığı bir özlemi hatırlardı. Küçükken anlam veremezdim buna. Bir gün dayanamayıp sormuştum:

“Dede, Acem Kızı Türk mü?”

Gülmüştü.

“Evlat,” demişti, “bazı insanlar bir millete değil, bir hisse ait olur.”

Çocuk aklımla hiçbir şey anlamamıştım ama o cümle içimde kalmıştı.

Şimdi 25 yaşındayım. Günlük yazıyorum. Hâlâ bazı geceler o cümleyi düşünüyorum.

Otobüste Gördüğüm Kadın

Acem Kızı türk müdür sorusu benim için yıllar sonra yeniden bir akşam belediye otobüsünde anlam kazandı.

İş çıkışıydı. Otobüs ağzına kadar doluydu. Camlar buğulanmıştı. İnsanların yüzü yorgundu. Karşımda oturan yaşlı bir kadın sessizce türkü mırıldanıyordu.

Dikkat kesildim.

“Acem Kızı…”

Kadının sesi titriyordu ama çok içtendi. Yanında oturan küçük torunu ona sarılmış uyuyordu.

Bir süre sonra kadın telefonunu çıkardı. Ekranda genç bir kızın fotoğrafı vardı. Belki kızıydı bilmiyorum. Kadın fotoğrafa uzun uzun baktı. Sonra gözlerini camdan dışarı çevirdi.

İnsan bazen tanımadığı birinin hüznünü hissedebiliyor.

Otobüsten inerken türkü hâlâ kulağımdaydı. Eve gidince günlüğüme şunu yazmışım:

“Belki de Acem Kızı’nın kim olduğu değil, kimleri ağlattığı önemli.”

Bir Türkünün İçindeki Yalnızlık

Ben duygularını saklayabilen biri değilim. Bazen insanların ortasında bile boğazım düğümleniyor. Özellikle müzik konusunda…

Acem Kızı türk müdür diye araştırmaya başladığım gece sabaha kadar uyuyamadım. Türkünün farklı hikâyeleri vardı. Kimisi Acem diyarından gelen bir kadını anlatıyordu. Kimisi aşk hikâyesi diyordu. Kimisi tamamen anonim bir halk anlatısı olduğunu söylüyordu.

Ama ben şunu fark ettim:

İnsanlar hep köken arıyordu.

Türk mü?

Acem mi?

Türkmen mi?

İranlı mı?

Belki de türkü tam olarak bunu anlatıyordu. İnsanların birbirine sınır çizmesini…

Oysa duyguların milliyeti olmuyor.

Kayseri Geceleri ve Sessizlik

Kayseri geceleri insanı düşündürüyor. Özellikle kışın…

O gece balkona çıktım. Hava buz gibiydi. Karşı apartmanın pencerelerinde sarı ışıklar yanıyordu. Bir yerde televizyon sesi vardı. Uzakta köpekler havlıyordu.

Kulaklığımı taktım.

Acem Kızı’nı yeniden açtım.

Bazı şarkılar insanın içindeki eksik parçaları buluyor. Ben o gece bunu hissettim. Çünkü son birkaç aydır kendimi çok yalnız hissediyordum.

Arkadaşlarım vardı ama kimse gerçekten nasıl olduğumu sormuyordu. Herkes çok hızlı yaşıyor artık. Kimsenin kimseyi dinleyecek vakti yok.

Belki bu yüzden eski türküler hâlâ yaşıyor.

Çünkü onlar acele etmiyor.

Babamla Yaptığım Konuşma

Babam çok konuşan biri değildir. Duygularını kolay göstermez. Ama geçenlerde mutfakta çay içerken ona yine sordum:

“Baba, sence Acem Kızı Türk müdür?”

Bir süre sustu.

Sonra şöyle dedi:

“Oğlum, insanlar yıllardır birbirini ayırmaktan yorulmadı mı?”

Bu cümle beni çok etkiledi.

Çünkü gerçekten öyle. İnsanlar sürekli kimlik soruyor. Nerelisin, kimsin, senden mi değil mi…

Ama kimse “Nasılsın?” diye sormuyor.

Babam devam etti:

“Türkülerin güzel yanı ne biliyor musun? Herkes kendini buluyor içinde.”

Haklıydı.

Belki de bu yüzden Acem Kızı yıllardır unutulmuyor.

Bir Kahvehanede Duyduğum Hikâye

Geçen ay arkadaşlarla eski sanayi tarafında küçük bir kahvehaneye gittik. İçeride soba yanıyordu. Çay bardaklarının sesi birbirine karışıyordu.

Köşede yaşlı iki adam oturuyordu. Biri diğerine şöyle dedi:

“Acem Kızı’nı ilk sevdiğim kız için dinlerdim ben.”

O an istemsizce dönüp baktım.

Adam devam etti:

“Kız İran göçmeniydi. Mahalle kabul etmezdi bizi.”

Bir anda içim burkuldu.

Belki de Acem Kızı türk müdür sorusu yıllardır sadece kimlik meselesi değildi. Belki aşkın önüne çekilen sınırların hikâyesiydi.

Adam konuşurken gözleri doldu. Arkada türkü çalmaya başladı.

İşte o an içimde tuhaf bir his oluştu. İnsanların birbirine benzediğini düşündüm.

Hepimiz birini özlüyoruz aslında.

Günlüğümdeki Sayfalar

Ben uzun zamandır günlük tutuyorum. Özellikle kötü hissettiğim zamanlarda yazıyorum. Çünkü insan bazen konuşamıyor ama yazabiliyor.

Geçen hafta eski defterlerimi karıştırırken bir sayfa buldum. Üniversite yıllarında yazmışım.

“Bir gün biri bana gerçekten kendimi ait hissettirecek mi?”

Okuyunca çok duygulandım.

Çünkü hâlâ aynı şeyi hissediyorum bazen.

Acem Kızı türk müdür diye düşünürken aslında insanın aidiyet aradığını fark ettim. Hepimiz bir yere ait olmak istiyoruz. Bir şarkıya, bir insana, bir şehre…

Ama hayat bazen insanı ortada bırakıyor.

Sevdiğim Kız ve O Türkü

Bu türkünün bende başka bir yeri daha var.

İki yıl önce çok sevdiğim biri vardı. Onunla ilk kez Gesi Bağları tarafında yürümüştük. Hava hafif yağmurluydu. Bir kafede oturuyorduk.

Arka fonda Acem Kızı çalıyordu.

Gülüp bana dönmüştü:

“Bu türkü çok hüzünlü değil mi?”

Ben de “Biraz,” demiştim.

Sonra uzun süre sustuk.

İnsan bazen birinin yanında sessiz kalabiliyorsa gerçekten seviyordur bence.

Ama olmadı.

Hayat bazen insanı yarım bırakıyor. Şimdi ne zaman o türküyü duysam içimde ince bir sızı oluşuyor.

Sanırım bazı şarkılar insanın kaybettiklerini saklıyor.

Acem Kızı Türk Müdür Sorusu Neden Hâlâ Soruluyor?

Bence insanlar sadece türkü konuşmuyor aslında. Kimlik konuşuyorlar. Aidiyet konuşuyorlar. Kendilerine benzeyen bir hikâye arıyorlar.

Ama ben artık başka türlü düşünüyorum.

Bir türkü yıllardır insanların kalbine dokunuyorsa zaten hepimizin olmuş demektir.

Acem Kızı türk müdür sorusu belki tarih açısından önemlidir ama duygular açısından eksik kalıyor.

Çünkü müzik bazen milletlerden daha büyük bir şey.

O Son Gece

Geçen gece yine yürüyüşe çıktım. Kayseri ayazı insanın yüzünü kesiyordu. Ellerim cebimdeydi. Sokaklar sakindi.

Kulaklığımı taktım.

Yine aynı türkü başladı.

Bu kez gözlerimi kapattım.

Dedemi düşündüm.

Otobüsteki kadını düşündüm.

Kahvehanedeki yaşlı adamı düşündüm.

Sevdiğim kızı düşündüm.

Sonra kendimi düşündüm.

Belki de yıllardır bu türküyü bu kadar sevmemin nedeni buydu. Çünkü Acem Kızı biraz hepimizi anlatıyordu.

Yarım kalmış cümleleri…

Geç kalmış sevgileri…

Söylenemeyen özlemleri…

Sonuç

Acem Kızı türk müdür sorusunun kesin cevabını hâlâ bilmiyorum. Belki gerçekten Acem diyarından gelen bir kadının hikâyesidir. Belki sadece anonim bir halk türküsüdür.

Ama artık şunu biliyorum:

Bazı türküler insanın içine yerleşiyor. Orada büyüyor. Yaralara dokunuyor. Geçmişi hatırlatıyor.

Ben ne zaman Acem Kızı’nı dinlesem içimde hem hüzün hem umut oluyor.

Çünkü insan bazen en çok bir türkünün içinde kendini buluyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
elexbet yeni giriş adresibetexper.xyz