Dil yalnızca kurallardan ibaret değildir; toplumun dünyayı nasıl gördüğünün de aynasıdır. “Kat edip” gibi basit görünen bir yazım meselesi bile, insanların meseleye nasıl yaklaştıklarına göre bambaşka anlamlar kazanabilir. Kimileri için dil tamamen objektif kuralların alanıdır, kimileri içinse hafızamızın ve duygularımızın taşıyıcısıdır. Peki biz bu küçük ayrıntıyı nasıl bu kadar farklı okuyabiliyoruz?
“Kat edip” mi, “katedip” mi? Basit bir imla meselesinden daha fazlası
İlk olarak noktayı koyalım: Doğru yazım “kat edip” şeklindedir. Çünkü “katetmek” birleşik fiil, “kat” isim kökü ile “etmek” yardımcı fiilinin birleşiminden oluşur ve çekimlendiğinde “kat edip”, “kat ediyor”, “kat etti” gibi ayrı yazılır. Bu kadar basit gibi görünse de mesele burada bitmez. Çünkü bu küçük boşluk, kelimeyi nasıl algıladığımızı, hatta dünyaya nasıl baktığımızı bile etkiler.
Erkek bakış açısı: Veri, mantık ve kural önceliği
Birçok erkek için “kat edip” meselesi tamamen teknik bir konudur. Onlara göre dil kurallarının amacı, iletişimi net ve standart hâle getirmektir. Doğru ile yanlış vardır, arası yoktur.
Dilbilgisel analiz: “Kat” isimdir, “etmek” yardımcı fiil. Türkçede bu tür birleşik fiiller çekimlenirken ayrı yazılır. Nokta.
Yapısal düşünme: “Katedip” yazmak hatalıdır çünkü kelimenin kök mantığına aykırıdır.
İletişim odağı: Yanlış yazım, mesajı bulanıklaştırır ve profesyonellikten uzaklaştırır.
Bu yaklaşım, dilin bir matematik problemi gibi ele alınmasıdır. Veri ve kuralın ışığında hareket eder. Ancak bu yaklaşım, dilin yaşayan, değişen ve duygusal tarafını çoğu zaman göz ardı eder.
Kadın bakış açısı: Dilin toplumsal ve duygusal yansımaları
Kadınlar çoğu zaman meseleyi sadece teknik düzeyde değil, dilin taşıdığı kültürel ve duygusal anlamlar üzerinden de okur.
Anlam bütünlüğü: “Katetmek” birleşik bir eylem gibi algılandığı için birleşik yazma eğilimi doğaldır. Çünkü zihinde bir bütün olarak işlem görür.
İletişimde esneklik: Dildeki katı kurallar bazen anlam akışını bozar. Önemli olan iletilen duygu ve mesajdır, yoksa bir boşluk eksikliği değil.
Toplumsal değişim: Dil yaşayan bir organizmadır ve kullanım şekli toplumla birlikte evrilir. İnsanların çoğu “katedip” yazıyorsa, bu da dikkate alınmalıdır.
Bu bakış açısı, dilin yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda toplumsal bir hafıza olduğunu savunur. Yanlış ya da doğru değil, anlamın taşıdığı değer ön plandadır.
Kural ile alışkanlık çatışınca: Hangisi galip gelmeli?
İşte asıl tartışma burada başlıyor:
Eğer amaç standartlaşmış iletişim ise, TDK kuralları takip edilmeli ve “kat edip” yazılmalıdır.
Eğer amaç duygusal bağ kurmak ve doğal dil kullanımı ise, halk arasında yaygın olan kullanımları da göz ardı etmemek gerekir.
Bu noktada şu sorular kaçınılmaz hâle gelir:
Kurallar halkın dilini mi şekillendirir, yoksa halkın dili kuralları mı?
İnsanların yüzde 70’i “katedip” yazıyorsa, bu hâlâ “yanlış” mıdır?
Dilin doğallığı mı önemli, akademik doğruluk mu?
Farklı yaklaşımları uzlaştırmak mümkün mü?
Elbette. Dili yaşayan bir yapı olarak gördüğümüzde hem kuralları hem de kullanım gerçekliğini dikkate alan dengeli bir yol izlenebilir:
Resmî ve akademik metinlerde: “Kat edip” yazımı tercih edilmeli.
Edebî, kişisel veya sosyal medya içeriklerinde: Bağlama göre esneklik sağlanabilir, ancak bu bilinçli bir tercih olmalı.
Küçük bir yazım, büyük bir tartışma
“Kat edip” gibi küçük bir detay bile, dilin kural mı yoksa kültür mü olduğu tartışmasını yeniden alevlendirebilir. Ve belki de bu tartışma, dilin yaşayan bir organizma olduğunun en güçlü kanıtıdır. Çünkü her kelime, onu kullanan insanların dünyaya bakışını da içinde taşır.
Sonuç: Bir boşluktan fazlası
“Kat edip” meselesi, yalnızca bir imla sorunu değildir. O küçük boşluk, nesillerin dünyayı nasıl gördüğünü, kadınların ve erkeklerin düşünme biçimlerini, dilin nasıl evrildiğini anlatır. Bu yüzden doğru yazımı bilmek önemlidir ama ondan da önemlisi, neden öyle yazdığımızı anlamaktır.
Ve şimdi sıra sende:
Sen hangi taraftasın? Kuralcı ve veri odaklı mı, yoksa dilin evrimine açık ve esnek mi?
Bir boşluk için savaşmaya değer mi, yoksa dilin ruhunu mu kaçırıyoruz?
Bu sorulara vereceğin cevap, yalnızca “kat edip” meselesini değil, dilin geleceğini de şekillendirecek.